İçeriğe geç

Bir İsim, Bir Miras

/

Bugün 31 Mart 2026.
Yirminci yılın ilk günü.

Bir günün bitişiyle birlikte, bir yaş da biter.
Ama bazı tarihler, yalnızca bir sayının değişmesinden ibaret değildir.

Bazıları, bir eşiği temsil eder.

31 Mart 2006.

Doğumdan birkaç saat önce, dedemin babası vefat eder.
Ailede “Ahmet Dede” olarak bilinen bir ömür, o gün sona erer.

Aile için bir hayat kapanır.

Aynı gün, birkaç saat sonra, yeni bir hayat başlar.

Zaman, o gün iki ayrı istikamette akar.
Biri toprağa, biri hayata doğru.

Ve bu iki akışın kesiştiği yerde, bir isim verilir.

Başta tek isim düşünülür.
“Efe.”

Sonra bir karar daha alınır.
İkinci isim.

Ve o isim, aslında zaten bellidir.

Ahmet.
O gün toprağa verilen ismin devamı.

Bir ismin verilmesi çoğu zaman bir tercih meselesidir.
Bazen de bir devamlılık.

“Ahmet”;
mirasın, bir ömre emanet edilmesi, benim buna nail olmam.

“Efe” ise;
emaneti taşıyacak karakteri şekillendiren en net unsur.

İsim, bu noktada yalnızca bir hitap biçimi olmaktan çıkar.
Bir anlam taşımaya başlar.

Yirmi yıl sonra, aynı gün.

Bazı şeyler ilk kez bu kadar net düşünülür.

Çocukluk, artık ne ön plandadır ne de ikinci bir katmanda.
Arka plandadır.

Resmiyette çocukluk on sekiz yaşında biter.
Ancak hakikat, kendi hükmünü daha farklı koyar.
Ve belki de çocukluk, yirmi yaşla birlikte yavaşça maziye bırakılır.

Yerine başka bir his gelir.
Kendi heyecanıyla, kendi sorumluluğuyla gelen bir dönem.

Net bir eşik.

Yirmi yaş, yalnızca bir sayı değildir.
Bir geçiştir.

Bir şeyin tamamen geride kalması değil,
başka bir şeyin artık belirginleşmesi.

Çocukluğun değil, gençliğin hissedilmeye başlanmasıdır.


Her isim, bir anlam taşır.
Ama her anlam, kendiliğinden gerçekleşmez.

Bazıları, zamanla anlaşılır.
Bazıları ise, zamanla taşınır.

Bugün, bu hikâye ilk kez bu kadar net.

Bir isim verildi.

Ve artık, o ismin neye karşılık geleceği…
yavaş yavaş belirginleşiyor.

Ahmet Efe Toptaş.